YeniSafak - Mobil
İSTANBUL
15 oC
18NİSAN 2014

ABDURRAHİM BOYNUKALIN DİĞER YAZILARI

Yeryüzü kadar geniş, Gezi kadar dar

'Müslümanları üniversitelerde bilgiye ortak etmekle' övünen pek lütufkâr bilge kadın çıkar ve yılın sosyolojik analizini patlatır; 'Antikapitalist Müslümanların Yeryüzü İftar etkinlikleri; seküler Müslümanlarla dindar Müslümanları bir araya getiren yeni bir kültürel havzanın habercisi. Türkiye coğrafyası ve tarihinden yükselen ve demokratik muhayyileyi dönüştüren bir pratik.'

Öyle bir pratik ki; bir kadını sırf başörtülü olduğu için; altı aylık çocuğunu da sırf o başörtülü kadının çocuğu olduğu için dövenlerle, bu sorgulanamaz demokratik hakkı 'ihtimal; yandaş olduğunu anlamışlardır' diye meşrulaştıran, sakalı sünnetten değil Marx'tan alan 'Müslümanları' birleştirecek kadar pragmatik bir öfkeye dayalı..

Aynen 'ekonomik ve siyasi çıkar amacıyla dini kullanan herkesi uzaklaştırmak ve Mursi'yi devirmek istediler' sözlerinin altında imzası bulunan ve soyadı Nişanyan olmayan ünlü aktivist (bildiniz; tabii ki seküler) Neval el-Saadavi'nin Mısır'daki darbeyi selamlarken; orduya 12 milyar dolar yardım yollayan Suud, BAE ve Kuveyt emirleriyle girdiği oksimoron fotoğraf karesi gibi..

Ak Parti'yle İhvan-ı Müslimin'i 'ideolojik amcaoğlu' ilân edip, başarılmış darbe üzerinden Başbakan Erdoğan'a parmak sallayanlar; aynı analojiyi Geziciler ile Mısır'daki darbeciler arasında kurmamıza müsaade etmiyorlar 'ama' olsun; muteber demokrat belirlemeye dair dokunulmaz ve yüce otoritelerini bir kerecik ellerinden alsak bir şey olmaz.

Tarih; biz yaşarken yazılıyor.

Ve hepimiz; birey birey, cemaat cemaat bu yazımın kritik noktalarına şahitlik edip, kendi adımıza notlar düşüyoruz.

Kimimiz; lineer bir okuma yapıp, ilerlemecilik hastalığının vazgeçilmez afrodizyağı 'sol'un her derde deva terminolojisiyle halk tarafından seçilmiş iktidarları 'faşist, totaliter' ilân edip, yıkmaya çalışıyor.

Kimimiz; bir ayakkabı parasıyla üç beş ay hizmetçi çalıştırmakla övünenlerin, kredi kartı reklamlarında boy gösterenlerin geçmiş kapitalist günahlarını, Gezi öncesindeki Cahiliyye dönemine sayıp, affediyor.

Kimimiz; seçime katılım oranları bahsinden meşruiyet krizi çıkartıp, sandıkta yenilen islamofobik azınlığın, sandıkta kazanan çoğunluğa ansızın darbe yapabilme hakkının ilelebet mahfuz tutulması için can havliyle çalışıyor.

Kimimiz; darbe ve devrim dilinin hâkim olduğu anlarda 'ama'yı cümlenin neresine koyacağını şaşırıp; politik doğruculuk dalgasıyla hiç istemediği yerlere su taşıyor.

Herkes düştüğü notun değeri kadar anlam ifade ediyor.

BU İNAT NEREYE KADAR?

Ortadoğu coğrafyasının, işbu yalancı haber, twit ve demokrat soslu, 'toplumsal destekli askeri müdahalelerle' şekillendirilme çabasının nereye varacağını bilmiyoruz.

Ancak, Körfez ülkelerinin ve İran'ın mezhepçilik merkezli siyasetinden uzak Ak Parti-İhvan-En-Nahda ve Hamas eksenli, çoğulculuğu hazmetmiş, İslâmi reflekslere sahip siyasal aktörlerinin kaderini belirlediği bir coğrafya tahayyülünün kimleri rahatsız ettiğini artık apaçık görüyoruz.

Bebek'teki Mısır Konsolosluğu'nun önünden Rabiatul Adeviyye'ye selam göndermek için iftarda toplanan ve tek suçu abdestsiz kapitalistler tarafından fonlanmamak olan insanlara; tatilden yeni gelmiş bronz teni ve sapsarı saçlarıyla 'palalarınız nerede, palalarınız?' diye laf atan endişeli ve artık oldukça öfkeli modernler; saflar sıklaşınca uzaktan hepimizi 'bir' olarak görüyor.

Bu anlamda Ak Parti ile İhvan ideolojik amcaoğlu ise 'direnenler' ile 'darbeye darbe diyemeyenler'i siyam ikizi ilân etmek; çok da kusurlu bir analiz olmayacaktır.

Birileri dine ait her şeyi 'karanlık' addedip, dindarın güçlüsünü yani en can sıkıcısını alaşağı etmek adına modernizmin hakkını veredursun; post-modern ve post-seküler dünyada meydanları doldurup, verdikleri oyun onurunu ölesiye savunan insanlar, demokrasi tartışmalarındaki Batı-Doğu hiyerarşisinin üzerine kocaman bir çarpı atıyorlar.

Kalıplaşmış muhayyilenin değişmesini sağlayan bir pratik varsa; onu bu çarpıyı atan ellerin sahiplerinde aramak gerek.

Tarihin aktığı yön gözle görülebilecek kadar berrak ve coşkuluyken; bu akışı askerî yardımlarla, eski rejimlerin kalıntı zenginleriyle, darbeci liberallerle, burjuvazi sol devrim komiklikleriyle ve türlü türlü ilkesizlikle engellemek pek mümkün değil.

O zaman bize sorulan soruyu, tersinden ve çok daha güçlü olarak esas muhataplarına sormanın vakti gelmiştir: Sahiden, nereye kadar? Ve ne pahasına?

twitter.com/A_Boynukalin