YeniSafak - Mobil
İSTANBUL
31 oC
22TEMMUZ 2014

MEHMET ŞEKER DİĞER YAZILARI

Hocaefendi, Ecevit'ten sonra benim için de şefaatçi olmaz mı?

Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk, Yeni Hayat isimli romanına 'Bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti' sözüyle başlar.

Recep Tayyip Erdoğan da bir şiir okudu, hakikaten hayatı değişti.

İstanbul Büyükşehir Başkanı iken Siirt'te okuduğu şiir yüzünden cezaevine girdi.

Kırklareli Pınarhisar'daki cezaevi Erdoğan'ı bir süre misafir etti.

*

Dün Pınarhisar'da açılış töreni vardı.

14 yıl aradan sonra Pınarhisar'a giden Başbakan Erdoğan, kendisi için o cezaevinin zindan değil okul olduğunu söyledi.

Erdoğan AK Parti'nin kuruluş planlarını Pınarhisar Cezaevi'nde yaptıklarını, Büyük Türkiye'nin ilk adımını orada attıklarını söyledi ve Pınarhisar'ın tam anlamıyla 'yeniden doğuşun sembolü olduğunu' belirtti.

O şiiri okumasaydı, cezaevine girmeseydi, belki de hayat farklı bir yol çizecekti.

Gerçi okuduğu şiir bahaneydi.

Onu cezaevine göndermek isteyen irade, şiir olmazsa herhangi bir sözünden veya eyleminden ötürü de aynı sonuca varmaya kararlıydı.

Kaderin hangi dönemeçlerden, hangi iniş ve çıkışlardan oluştuğunu kim bilebilir?

*

Şehrimizin Belediye Başkanıydı, oylarımızla seçmiştik.

Hizmetleriyle yalnızca İstanbul'da yaşayanların değil, yurdun dört bir yanındakilerin de takdirini kazanmıştı.

Uyduruk bir bahaneyle hapse gönderilmesine üzülmüştük.

Ziyaretine gittik.

Otuz yıllık arkadaşı Hüseyin Besli ile birlikte.

Belediye binasındaki makamına uğramışız gibi hissettim.

Takım elbise, kravat, pırıl pırıl ayakkabılar.

Üçümüz oturduk, uzun süre sohbet ettik.

*

Gündemi İstanbul'dan ibaret değildi, ülkenin bütün konularıyla meşguldü.

'Biliyorsunuz, başörtülü bir kardeşimiz aday oldu. Onunla ilgilenin, yalnız bırakmayın, destekleyin' dedi.

Merve Kavakçı'nın Meclis'e girmesini istiyordu.

Sonrasını biliyorsunuz.

Merve Hanım seçimi kazandı.

Meclis'e girdi.

Ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, tarihinin en kara gününü yaşadı.

*

Her zaman beyefendi olan Bülent Ecevit, bir anda aslan gibi kükredi.

'Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Bu kadına haddini bildiriniz' diye elindeki kâğıttan okuyup haykırdı.

Milletvekillerinin yarısı, başörtüsünden dolayı Merve Kavakçı'yı alkışla protesto ettiler.

'Dışarı dışarı' diye tempo tuttular.

(Bilmeyen ve hatırlamak isteyenler için adresi not edeyim: youtube.com/watch?v=BIMoSPD2Idg)

Merve Hanım genel kurulu terk etmek zorunda kaldı.

Sonrasında yaşadıklarıysa bir romana sığmaz.

Çocukları, yakın çevresi dâhil, şiddetli bir tacize ve sonu gelmeyen hakaretlere maruz kaldılar.

Hâlâ hakları ödenmedi.

*

14 yıl sonra ne oldu?

Bugün Meclis'te başörtülü milletvekilleri görev yapıyor.

Hangisi devlete meydan okudu?

Hangisi haddini aştı?

Hep birlikte gördük ki kıyamet falan kopmadı.

*

Tanıdığım tarihten itibaren hizmetlerini hayranlıkla takip ettiğim Fethullah Gülen Hocaefendi'nin, o gün aslan gibi kükreyen Ecevit için söylediklerini, büyük bir hüsnüniyetle anlamlandırmaya çalıştım.

'Ahirette eğer Allah bu imkânı verirse, şefaatçi olacağım ilk kişi Ecevit'tir.'

Bugüne kadar o hüsnüniyetli çabamla bir sonuca varamadım.

Biraz daha çalışmak gerektiği aşikâr.

*

Erdoğan ve Ecevit, ikisi de bu ülkenin önemli liderleri.

Biri 'Bu kardeşimizi destekleyin' derken, diğeri 'Bu kadına haddini bildiriniz' diyordu.

Kalben, yıllardan beri birincinin yanında olmayı tercih edenlerdenim.

Hocaefendi ise ahirette ikincisine şefaatçi olmayı arzu ediyor.

Burada bir husus göz ardı edilmemeli.

Demek ki Ecevit'in şefaate ihtiyacı olduğu düşünülmüş.

Bütün samimiyetimle arz etsem, Hocaefendi, Ecevit'ten sonra benim için de şefaatçi olmaz mı?

Büyük ihtimal benim şefaat ihtiyacım daha fazladır.