GAZETE YAZARI

Endişemiz Kuranıkerim’i yanlış anlamamızdır

17 Şubat 2017, 04.00
Uzattığımın farkındayım, artık bu tarihsellik konusunu bir özetle bitirmek istiyorum. Hedefimiz kimseyle cedelleşmek değil, meseleyi anlamaya çalışmaktır. Bizim anladığımız hep doğru, başkalarının anladığı yanlış demiyoruz. Kimsenin üzerine alınıp tehevvüre kapılmasına gerek yok.

Tarihselcilik denen şeyin bizce en olumsuz yönü, bize ait olmayan ithal ve de sabıkalı bir yöntem olmasıdır. İncil'in canına okuyan bu yöntemin bizde de aynı tahribatı yapmasından endişe ediyor olmamız haklı görülmelidir.

Böyle nesebi gayri sahih bir yöntemi Kuranıkerim'e uygulamanın akidemizde müsteşriklerin dahi yapamadığı bir tahribat yaptığını, bu yola girmenin sonu nereye varacağı belli olmayan bir tünele girme demek olduğunu söyleyenlere hak vermemek mümkün değildir.

Bu yöntemin tutarsızlıklarından biri, herkesin hoşlanmadığı Kuran hükümlerini kendi kafasına göre tarihsel saymasıdır. Kuranıkerim bir hukuk kitabı değildir deyip sonra da ahkâm ayetleri tarihseldir ama ahlak ayetleri evrenseldir demenin ikna edici bir izahı kalmaz. Neden ahlaki hükümler de, hatta ibadetlerle ve akid ile ilgili hükümler de tarihsel olmasın, diye sorduğumuzda, bu yöntemin savunucularından biri, evet onlar da tarihseldir diyebilmiştir. Yani eğer Kuranıkerim mesela cin denen bir varlıktan söz ediyorsa bu o zamanın bir telakkisi olması sebebiyledir. Peki, o halde bütün zamanlara ve mekânlara göre değişmeyen bir İslam yok mudur? Çünkü eğer bu yoksa zaten İslam da yoktur, varsa bunu kim belirleyecektir? Bir ayetin tarihsel olduğuna modernliğin ve 'doğrusal' ilerlemenin geldiği noktaya göre mi karar vereceğiz.

Böyle bir yöntem neden İslam'ın iyi anlaşıldığı ve uygulandığı dönemlerde ortaya çıkmadı da mağlubiyetimizle birlikte ithal edildi?

Kuranıkerim'de hükmü kaldırılan/mensuh ayetlerin bulunması tarihselliğe açık delildir, diyenler zımnen şöyle söylemiş olmazlar mı? Mademki Allah kendi indirdiği bazı hükümleri neshetmiştir, o halde biz de diğer bazılarını neshedebiliriz. Böyle bir 'kalkışma' haddimizi aşma olmaz mı?

Kuranıkerim'i şifahi kültürün bir ürünüdür, metin haline getirilmesi, normlaştırılması onun ilk anlamını tespit etmemizi zorlaştırır, diyenler için Kuranıkerim'in bizzat kendisinin daha ilk sayfasında 'bu öyle bir kitaptır ki' diye başlaması bir anlam ifade etmez mi?

Sanıyorum kader meselesinde olduğu gibi bu meselenin de zaman algısıyla alakası vardır. Bizim için gelecek olan zamanın Allah için de gelecek olduğu varsayımı böyle bir yanılgıya sebep olmaktadır. Eğer zaman yaratılan bir şey ise, o yaratılmadan önce Allah'ın bütün bu olacak olanları bilmediğini söyleyebilir miyiz? Biliyor idiyse neden Kuranıkerim böyle bir yönteme, işaretle de olsa imkân vermemiştir?

Demek ki, Kuranıkerim değil, bizatihi tarihselliğin kendisi belli tarihi şartlar sebebiyle oluşan ve o şartlar geçince kaybolup gidecek olan tarihsel bir yanılgıdan ibarettir.

Ve tekrar söylüyoruz, tarihselcilerin kolay paylamak için karşılarında, tasavvur ettikleri ne bir 'tarih üstücü' ne de geçmişte söylenen her şeyi din sanan bir 'gelenekçi' vardır. Böyle olan bireylerin bulunabilir olması tarihselciliği kabul etmeyenlerin böyle olduğu anlamına gelmez. Aksine, işi bilen Müslümanlar gelenekçi, modernist, tarihselci, tarihüstücü kompartımanlarının hiç birine girmeyi kabul etmezler. Onlar zamanın değişmesi ile içtihadi hükümlerin değişebileceğini, ama İslam'ın hep aynı kalacak sabitelerinin bulunduğunu bilirler.

Anlamsız tehevvüre kapılan bir kardeşime

Senin şahsınla ilgili hiçbir yorum yapmadığım halde gereksiz bir tepki gösterdin. Yine de eğer sadece ilmi eleştirilerinle kalsaydın ve 'sen de bir zamanlar attan düşmüştün' kabilinden konjonktürel hedef gösterme sayılacak bel altı itibar avcılığı yapmasaydın eleştirilerinden yararlanırdım. Çünkü bendeniz bu tahrip sayılan tarihselci fikirleri tabii ki, sevmemekle beraber seni hep takdir etmişimdir. İsim vererek aleyhine yazdığım tek bir cümle gösteremezsin. Eminim ki, bir arada oturup sırf ilmi ölçülerle konuşsak uzaktan zannettiğimiz gibi olmadığımızı göreceğiz. Ama anlaşılan senin bize karşı sebebini bilmediğim bir muğberliğin varmış. Bunu yıllar önce sana yaptığım bir iltifatıma tepkinle de göstermiştin ve ben şaşırmıştım.

İlginçtir, ben bu yazıları yazmadan önce de sen bu itibar hedeflemesini bir kez daha yaptıydın. Bunu neden yaptığına anlam verememiştim. Sana, ehli ilimdir, bir sürçü kalem eylemiştir deyü cevap vermemiştim. Şimdi aynısını yapınca gayenin hakikati aramaktan başka şeyler olduğunu anladım ve eleştirilerine de cevap vermenin artık değmeyeceği kanaatine vardım. Tabii ki bu, söyleyecek bir sözümün olmadığı anlamına gelmiyor, gerekirse söylerim.






SON DAKİKA

#title#

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.

Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz. Beni Haberdar Et