GAZETE YAZARI

Avrupa’da hassas zamanlar

17 Şubat 2017, 04.00
Hatice Karahan

Hatice Karahan

Doç. Dr. Hatice Karahan, Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden onur derecesiyle mezun oldu. Ardından Boğaziçi Üniversitesi’nde İktisat yüksek lisans eğitimini tamamlayarak doktora çalışmalarını yapmak üzere ABD’ye gitti. 2006 yılında Ekonomi doktorasını tamamladığı Syracuse University’de ekonomi dersleri vermenin yanı sıra, Center for Policy Research bünyesinde araştırmacı olarak çalıştı.

Türkiye’ye döndükten sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde ders verdi, TÜBİTAK’ta danışmanlık görevi üstlendi. 2014 yılında makroekonomi alanında doçentlik unvanı almaya hak kazandı. TİM, MÜSİAD, İSO ve DEİK gibi iş dünyasının çeşitli kurumlarına ekonomi danışmanlığı yapan Karahan, 2015 yılından bu yana İstanbul Medipol Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölümü’nün kurucu başkanlığını yapmaktadır.

2014 yılında Türkiye’nin ilk kapsamlı dış ticaret raporunu kaleme alan Karahan’ın, çok sayıda uluslararası ve ulusal akademik dergi ve kitapta makaleleri yayımlanmıştır. Karahan ekonomi alanında pek çok yerli ve yabancı kongre, konferans ve seminerde de konuşmacı olarak bulunmuştur.

2014 yılından bu yana Yeni Şafak Gazetesi’nde düzenli olarak ekonomi yazıları kaleme alan Karahan, 2016 EBBÖ Ödülleri kapsamında “Yılın Ekonomi Yazarı” seçilmiştir. Karahan’ın ekonomik değerlendirmeleri, Roubini’s Economonitor, Dünya Gazetesi ve Derin Ekonomi gibi diğer bazı yayın platformlarında da yer bulmaktadır. Karahan ayrıca ulusal ve uluslararası çeşitli kanalların yanı sıra, TVNET’te MAKROSKOP programında ekonomi yorumculuğu yapmaktadır.

Trump sonrasında ışığı hepten sönen TTIP riski son dönemde gündemimizden aşağı yuvarlanırken, Atlantik'teki başka bir gemi epeyce yol almakta. CETA isimli söz konusu hikâye, yıllardır kavuşturamadığı AB ve Kanada taraflarını mutlu sona erdirecek gibi duruyor. Nitekim geçtiğimiz sonbahar anti-globalizmin son zamanlardaki yükselişine inat imzalanan anlaşma, Çarşamba günü tüm tepkilere rağmen Avrupa Parlamentosu'nda onaylandı.

AB ile Kanada arasındaki ekonomik ilişkileri kolaylaştırmak için dizayn edilen CETA'nın (Comprehensive Economic and Trade Agreement / Kapsamlı Ekonomi ve Ticaret Anlaşması) hayata geçmesi, Avrupa Parlamentosu'nun (AP) onayı ve AB üye ülkelerinin parlamentolarından çıkacak evetlere bağlı idi. Dolayısıyla bu hafta ilk koşul gerçekleşmiş oluyor. Ve ikinci koşul ise çıkmaz ayın son Çarşamba'sına kadar gerçekleşmeyebilecekken, uygulama “şartlı” denerek anlaşmanın gelecek aylarda yürürlüğe sokulması da mümkün gözüküyor.

TEPKİ ÇEKİYOR

Hatırlayacak olursak, sonbaharda anlaşmanın imzalanmasından önce Belçika'nın Valon Bölgesi'nin itirazlarıyla krizin eşiğine gelinmiş ancak sonrasında durum toparlanmıştı. Şimdi ise, küreselleşmenin yaşamasına yönelik anlamlı bir destek mesajı niteliğinde olan CETA'ya AP onayı çıktı çıkmasına ancak tıpkı TTIP gibi, bu girişim de halklardan antipati toplamakta...

Anlaşmanın, sağlığa, çevreye, hukuka, demokrasiye aykırı olduğu gerekçeleriyle katmerlenen karşıtlıklar, özellikle çok uluslu firmaların devletlere dava açabilmesini beraberinde getiren boyut nedeniyle çığ gibi büyüyor. Zaten Çarşamba günü AP'de hayır diyenlerden de, bu doğrultuda sesler duyuldu.

Mesela bu anlamda, Fransa'nın Cumhurbaşkanı adayı aşırı sağcı Marine Le Pen dikkat çekenlerdendi. Le Pen, kapalı kapılar ardında gelişen bu anlaşmanın yanlışlıklarını haykırırken kızgındı. Konuşmasındaki bitiş cümlesi ise, AB'nin esaslı bir riskini ortaya döküyordu: Anlaşmaları müzakere etmek ülkelerin/milletlerin kendi işidir, vatandaşların haklarını değil de kendi menfaatlerini savunan seçilmemiş yapıların değil…

BİRLİĞİN GELECEĞİ

Böylelikle 2017 seçimlerini ve potansiyel AB sarsıntılarını ima eden Le Pen, Fransa seçimlerinden sirayet edebilecek etkiler anlamında, bildiğiniz gibi kritik önem taşıyor. Ve pek çok seçimin ajandada olduğu Avrupa için, kimse de artık aşırıya kaçan bu tür ihtimalleri göz ardı edemiyor.

Zira ya öteden beri “hayatta olmaz” denen olursa? Brexit öncesi yanılgı, Trump öncesi yanılgı, ya Fransa seçimlerinde de tekrarlanırsa? Evet, bugüne kadar bir şekilde önlendi ancak ya artık tablo derinden değiştiyse?

Peki ya, mesela Hollanda? Bakınız, Wilders gümbür gümbür geliyor.

Dolayısıyla etrafı, olur da aşırı sağın yükselişi, Avrupa'yı sararsa korkusu sarıyor. İngiltere'nin start verdiği AB'den exit yapma serüveni bu birkaç kritik noktadan ilerlerse diye epeyce korkuluyor. Ki bu riskler içinde Brexit'ten farklı olarak, Euro'yu ve bölgesini çok daha yakından ilgilendiren ekonomik unsurlar barınıyor.

Üstelik şunu da belirtmek gerekir ki; CETA gibi bir sembolik hamlenin yükselen karşıt akıma nispet kabul edilmesi, bölgedeki söz konusu olumsuz duyguları daha da kabartma tehlikesini beraberinde getiren bir malzeme niteliği taşıyor. Ve bir madde daha eklemeden geçmeyeyim: Avrupa'daki karşıt kesimler için, üvey kardeşi TTIP suya düşerken CETA'nın doğması, bir açıdan daha hoş değil. O açıyı da, ABD-Kanada arasındaki kurumsal entegrasyon derecesi ile ölçebiliriz diyerek hatırlatayım.

Şimdi tüm bunları bir yana koyup dönelim Türkiye'ye… AB'nin geleceği açısından kritik sahnelere şahit olacağımız hassas 2017 yılı, bölgeyle siyasi ve ekonomik ilişkilerimizin istikbalini kavramamız açısından bizim için de mühim olacak. Bu bağlamda, onca risk ve belirsizliğin içinde, Avrupa ekonomisinde kısa dönemde öyle ivmeler, coşmalar beklemek de zorlaşıyor. Ve en son satırlarda en başa dönecek olursam, CETA anlaşması vesilesiyle, bizim için Gümrük Birliği'nin güncellenmesinin önemi bir kez daha ortaya çıkmış oluyor.

SON DAKİKA

#title#

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.

Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz. Beni Haberdar Et