GAZETE YAZARI

Dava ve siyaset (1) Dava nedir?

14 Kasım 2017, 04.00
Kemal Öztürk

Kemal Öztürk

1969 yılında Ağrı’da doğdu. Orta öğrenimini Sakarya’da tamamladı. Marmara Üniversitesiİletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. Öğrenciliği esnasında çeşitli dergi ve gazetelerde makaleler yayınlayarak yazı hayatına atıldı. 1995 yılında Yeni Şafak Gazetesi’nde profesyonel gazeteciliğe başladı. 1997 yılında Kanal 7 televizyonuna transfer oldu ve televizyon haberciliğine başladı. Haberciliğin yanı sıra belgesel hazırlamaya başlayan Öztürk’ün ilk belgeseli Sarıkamış oldu. Recep Tayyip Erdoğan’ın hayatını konu edinen ilk belgesele imza attı. Sonrasında İlk Meclis, Yemen, 1999 Depremi, Türkiye’de kadın hareketi tarihi ve Halide Edip, Osmanlı Modernleşmesi ve Pera gibi konularda birçok belgesele imza attı. 1999 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından yılın en iyi belgesel ödülüne layık görüldü. 1999 yılında Amerika ve Kanada’ya giderek yabancı dil eğitimi aldı ve belgesel alanında araştırmalar yaptı. 2003 yılında TBMM Başkanı İletişim Danışmanı oldu. İki yıl sonra TBMM Başkanı Başdanışmanlığına getirildi. 2008 yılında AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı olarak görev aldı. 2009 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Basın Danışmanlığı görevine getirildi. İki yıl boyunca Başbakan Erdoğan’ın basınla ilişkilerini koordine etti. 3 Ağustos 2011 tarihinde Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür olarak atandı. 1 Aralık 2014 tarihinde “kişisel prensip ve ilkeleri” nedeniyle, 3 yıl 4 ay sürdürdüğü, AA Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlük görevinden istifa ettiğini duyurdu. 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren Yeni Şafak Gazetesi’nde köşe yazarı oldu. 18 Şubat 2015 tarihinde de Katar’ın önemli gazetelerinden Al Şark Gazetesi’nde yazıları yayımlanmaya başladı. İyi derecede İngilizce bilen Öztürk, evli ve 3 çocuk babasıdır.

Bizim gibi insanların, yani ömrü hayatını “dava” dediği bir idealin peşinde koşarak geçirenlerin konuşması, tartışması, bazı gerçekleri kabullenmesi en zor konulardan birini yazacağım. Dava ve siyaset, dava ve para, dava ve iktidar… yani dava ve güç ilişkisinden bahsediyorum.

Tüm bunları soğuk kanlı bir şekilde tartışmak, yazmak ve bir sonuca ulaşmak zor olsa da denemeye karar verdim. Çok uzun süredir kafamda tartışıyordum. Sonunda sizlerle tartışmanın faydalı olacağını düşündüm. Bakalım öyle olacak mı?

Dava ve siyaset (1) Dava nedir?

Dava ve siyaset (1) Dava nedir?

Haber Merkezi


EN BAŞTA TIKANDIĞIMIZ KONU: DAVA NEDİR?

Konu, en başında tıkandı benim için. 15 yaşımdan beri peşinden koştuğum, uğruna tüm hayatımı dizayn ettiğim “dava” ne demektir? Yani sosyopolitik bir sözleşme mi? Bir grup ahitleşmesi mi? Tarikat mı? Mezhep mi?... Nedir dava?

Şaşırtıcı ama bunun tanımını bulamadım. Konu sanırım politik psikoloji alanına girer diye Prof. Dr. Erol Göka’yı aradım. Dava-siyaset ilişkisini yazmayı düşündüğümü söyledim. Sonra “ ‘dava’ kavramını nasıl tanımlayacağız?” dedim. O da yıllarca dava peşinde koşan bir bilim adamı olarak, içinde bulunduğu şeyi tam olarak tarif edemedi.

“Sen en iyisi ‘dava nedir’ diye ilk yazıyı yazıp, tartışmayı öyle başlat Kemalcim” dedi.

Yazı bu nedenle ikiye ayrıldı. Siyaset ve dava ilişkisini yazmadan önce, dava ne demektir, nasıl tarif etmeliyiz onu yazmak gerekli oldu.

DİNDARLAR, SOLCULAR VE MİLLİYETÇİLER İÇİN DAVA NEDİR?

“Dava”, dediğimiz ve kendimizi adadığımız şeyin, aslında ne olduğunu tam olarak bilinmiyoruz. Herkesin kendine göre bir “dava” tanımı geliştirdiği kesin.

Bu yüzdendir ki, her fırkanın, cemaatin, grubun, tarikatın, meşrebin, fraksiyonun kendi davaları, kendi dava liderleri, dava neferleri ve dava ilkeleri ayrı ayrı vardır.

İşin ilginci solcular, milliyetçiler ve muhafazakarlarda aşağı yukarı durum aynıdır.

Prof. Kemal Sayar’ı aradığımda şunu söyledi:

“Dava, muhafazakâr insanlar için dini ütopyadır.”

Sol geleneği ve dini akımları iyi bilen Ruşen Çakır’a konuyu sorduğumda, ‘dava’ algısının hem sol, hem de İslamcı gruplarda aşağı, yukarı aynı olduğunu söyledi. Tanımlamak için de şu tabiri kullandı: “Belirlenmiş ideolojik bir hedef için gidilen yol”.

Politik psikolojiyle ilgilenen Psikolog Ayhan Bingöl, sol literatüre hakim ama aynı zamanda dini geleneği de bilen biri olarak, dava kavramını şöyle tanımlıyor:

“Dava, üretim araçlarını ve yönetim erkini ele geçirmek için yapılan materyalist mücadeleye verilen isimdir. Bu dini ya da solcu, milliyetçi ya da faşist tüm ideolojiler için geçerlidir.”

Fazlasıyla Marksist bakış açısı itirazıma rağmen Ayhan Bingöl, “Soğuk kanlı bir şekilde, tüm dini grupların “dava” derken yaptıklarına ve yapmak istediklerine bakarsanız, söylediğimin doğru olduğunu göreceksiniz” dedi. İddialı ve üzerinde tartışmaya değer bir tanımlama.

DAVA NEDİR?

Sanırım “dava” kavramındaki muğlaklığı siz de fark ettiniz. ‘İslam davası, Turan davası, sosyalist dava, proletarya davası’ gibi tüm kesimlerdeki dava kavramları kendi içinde bile farklılık gösteriyor.

Belki de bu muğlaklık sayesinde, her ideoloji için davanın ilkleri kolayca değiştiriliyor, başka yerlere çekiliyordur. O yüzden tam tanımlanmıyor olabilir mi? Bilemiyorum

Meseleye tüm kesimler için sosyolojik bir tanımlama getireceksek, dava kelimesinin ideolojik ve politik bir kavram olduğunu kabul etmekle başlamalıyız.

O zaman şöyle bir tanımlama denemesi yapıyorum:

‘Dava, kitleler için ideolojik bir ütopyadır. Bu ütopya, dünyada gücü, öte dünyada cennete ulaşmayı hedefler. Her ideoloji, bu ütopyaya giden yolu kendi referanslarıyla donatır, kitlelerini bununla motive eder.’

Bu benim tanımlamamdır ve tartışmaya açıktır. Devam ediyorum.

Bu ütopya, dini kitleler için daha manevi, daha kutsal, daha duygusaldır.

Solcular için emek-sömürü, üretim-tüketim gibi daha rasyonel ve materyalist eksenlidir.

Milliyetçiler için daha romantik, daha tarihsel ve etnik merkezlidir.

Sonuç olarak motivasyon gerekçeleri farklı da olsa, hepsi için ütopyaya ideolojik, dünyevi bir hedeftir aslında.

MUHAFAZAKARLARIN DAVASI

Benim de içinde bulunduğum muhafazakar camiada, ‘dava’ kavramı daha sık kullanılıyor. Biz bu kavramı daha kutsanmış, daha manevi bir boyutta algılıyoruz. ‘İslam davası, Müslüman davası, ümmet davası’ dediğimiz konuyu öyle dünyevi bir ütopya gibi hiç anlamdık. Bu yüzdendir ki, dünyaya ait her şeyin dava için araç, vesile ve sonuç itibariyle vazgeçilebilir, değersiz bir şey olduğunu düşünürüz.

Prensip olarak kurduğumuz cemaatler, vakıflar, dernekler, organizasyonlar, siyasi partiler hepsi dava için birer araçtır. Hepsi davaya hizmet etmek için vardır.

Peki hamaset yapmadan, duygusal bakmadan değerlendirme yaptığımızda, bu prensipler gerçek hayatta uygulanabiliyor mu? Sanırım sorunumuz, pratiğe indiğimizde başlıyor. Benim da tartışmak istediğim şey budur. Dava ve siyaset ilişkisi ile başlayalım yarın tartışmaya. Bakalım başımıza ne gelecek?

SON DAKİKA

#title#

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.

Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz. Beni Haberdar Et