GAZETE YAZARI

ABD Zarrab meselesini pazarlık konusu mu ediyor?

07 Aralık 2017, 04.00

ABD Başkanı Trump başı sıkıştıkça, kendisini sıkıştıranlara Ortadoğu’da tavizler vererek yırtma çabasına giren bir tutum izliyor.

En son Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etme kararının ülkesindeki güçlü İsrail lobisini susturmaya, ya da yanına çekmeye dönük bir yönünün olduğu su götürmez bir gerçek.

ABD Zarrab meselesini pazarlık konusu mu ediyor?

ABD Zarrab meselesini pazarlık konusu mu ediyor?

Haber Merkezi


Peki, meselenin Türk-Amerikan ilişkilerinde yaşanan ‘kabus dönemine’ yansıyan kısmı üzerinde düşünecek olursak, ne diyebiliriz?

Şunu diyebiliriz:

Bu işin yangın mahalline bir bidon daha benzin dökmekten başka bir anlamı bulunmuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Salı günü Meclis Grubu’nda yaptığı açıklamayı biliyoruz.

“Kudüs Müslümanların kırmızı çizgisidir” dedi.

“Bu iş, bizim İsrail ile diplomatik ilişkilerimizi koparmaya kadar gidebilir” dedi.

Daha fazla ne diyebilirdi ki?

ZARRAB MESELESİ SALT BİR YARGI MESELESİ DEĞİL

Kudüs krizi, Türk-Amerikan ilişkilerindeki krizin son perdesi olan Zarrab yargılamasının Manhattan Mahkemesi’nde devam ettiği bir sürece denk geldi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Salı günü, bu konuda da “Gemileri yakabileceğine” işaret eden cümleler sarf etti.

“Amerika’nın Türkiye’ye karşı bir planı olduğu artık iyice anlaşılıyor” diyerek.

Bu planın güneyimizde, Suriye’de yürüyen işlerle ilgili Ankara’dan taviz kopartmaya, geri vites yaptırmaya dönük niyetler taşıdığını da bizzat kendisi açıklamış oldu.

Zarrab meselesi ile ilgili Erdoğan’ın bir cümlesi daha var:

“Muhatabımız Trump” ifadesi.

Peki bu ne demek oluyor?

Trump’ın bu işin siyasi bir operasyon olarak yürütülmesini engelleyecek bir gücü, bir yetkisi var mı?

Aklımdaki bu soruları, mesaisinin önemli bir kısmını bu işlere ayıran önemli bir kabine üyesine sordum.

Aldığım yanıt, “Evet, ABD yargı sistemine göre Trump’ın böyle bir yetkisi var” biçiminde oldu.

ABD yargı sistemine göre, ülkenin Adalet Bakanı aynı zamanda ‘Ülke Başsavcısı’ pozisyonuna sahip.

Bu, şu anlama geliyor:

Yargıya intikal eden bir meselenin soruşturma kısmında ABD Adalet Bakanı, soruşturmayı yürüten savcılara doğrudan talimat verebiliyor.

Benim konuştuğum bakan, buna bir örnek de verdi.

Erdoğan’ın ABD ziyareti sırasında çıkan olaylar nedeniyle ABD makamlarının soruşturma konusu yaptığı 19 koruma görevlisinin 4’ünün ABD Adalet Bakanı’nın talimatıyla dosyadan çıkarıldığını söyledi.

Soruşturma safhasında böyle oluyor.

Peki, Zarrab davasının mevcut halinde olduğu gibi ‘kovuşturma’ sürecinde, yani yargılama safhasında yönetim kademesinden yargıya doğrudan müdahale yapılabiliyor mu?

Bu sorunun yanıtı da “Evet.”

İşin bu kısmıyla ilgili olarak da, sözünü ettiğim kabine üyesinin ifadelerine kulak verelim:

“Kovuşturma safhasında yetki Adalet Bakanı’ndan yürütmeye geçiyor. Yani Başkan’a. Başkan’ın bu konularda da yürüyen yargı eylemine müdahale etme hakları bulunuyor.”

Sorularımızın yanıtları sanıyorum ortaya çıkmış durumda.

Yani, Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Muhatabımız Trump” derken, işin bu kısmından hareket ediyor.

Peki, ABD yargı sisteminin yönetimle işbirliği yapma kanallarının sonuna kadar açık olması, Zarrab meselesi üzerinden Türk-Amerikan ilişkilerine dair bize ne söylüyor, ne tür mesajlar veriyor.

Gelinen noktada şöyle bir sıralama yapmak yanlış olmayacaktır:

1-Zarrab meselesi, salt hakimler ya da jüri kararlarıyla kendi mecrasında yürüyen bir hukuk meselesi olmaktan ibaret değil.

2-Yönetimin yargı üzerinde bu kadar tasarruf hakkı varsa eğer, bu yargılamanın siyasi hedefler ve pazarlıklara açık bir yönünün olduğu da kendiliğinden karşımıza çıkıyor demektir.

3- O halde, ABD yönetiminin, ya da yönetim içinde Erdoğan’ın işaret ettiği bir kesimin Zarrab dosyasını, kendi çıkarları doğrultusunda Türkiye ile yaşanan görüş ayrılıkları ve kriz konularında bir pazarlık konusu yapmak istediği ya da yaptığı ihtimali kuvvet kazanıyor.

4-Bu durumda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, bu dava üzerinden Suriye başta birçok konuda Türkiye’den tavizler koparılmaya çalışıldığını boşuna söylemediği sonucunu da çıkartabiliriz.

Teyit edebilmiş değilim ama, ABD tarafının Zarrab meselesinin çözülmesi için Ankara’ya bir takım tekliflerde bulunduğu yönünde bir takım iddialar da kulağımıza çalınmıyor değil.

Peki böyle bir teklif yapılmışsa, bunun bir pazarlığı yapılıyor olabilir mi?

Erdoğan’ın Salı günü ses tonunu yükselterek yaptığı grup konuşmasından, hele hele Türkiye’nin güvenliğini doğrudan ilgilendiren konularda geri adım atmayacağını anlayabiliyoruz.

Ki, kendisi İran yaptırımlarını deldiniz suçlamasını yönelten Manhattan Mahkemesi’ne “Biz sizin yaptırımlarınıza uymak zorunda değiliz. Bunu Obama’ya da söyledim” diyerek, bu bağlamdaki pozisyonunu birkaç kere açıklamış durumda.

Kişisel kanaatim şudur:

ABD’yi bu dava konusunda frenleyebilecek tek baskı aracı, Türkiye’yi tümden kaybedebileceğini Washington’a göstermek.

Galiba gösteriliyor da…

SON DAKİKA

#title#

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.

Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz. Beni Haberdar Et