GAZETE YAZARI

Kudüs’ü İsrail’e Trump mı veriyor yoksa müslümanlar mı?

07 Aralık 2017, 04.00

Donald Trump, 2016 seçimlerini kazanmak için Rusya’yla gizlice iş çevirdi mi? Pekçok iddiaya rağmen, bunu gerçekte henüz kimse bilmiyor. Eski FBI Direktörü Mueller’in yürüttüğü soruşturma bunun gerçekleştiğini ispatlayabilirse, Trump, eski başkan Richard Nixon’un Watergate skandalından sonra, bir başkanın adının karıştığı en büyük skandala karışmış olacak. Ardından istifa etmek zorunda kalacak ya da görevi kötüye kullanma suçuyla hakkında dava açılıp koltuktan bu şekilde indirilecek.

Kudüs’ü İsrail’e Trump mı veriyor yoksa müslümanlar mı?

Kudüs’ü İsrail’e Trump mı veriyor yoksa müslümanlar mı?

Haber Merkezi

Trump’ın başkan seçilişinden bugüne Yerleşik Düzen diye adlandırılan ABD’nin mevcut bürokrasisiyle, medya düzeni ve yıllardır tıkır tıkır işleyen sistemiyle verdiği bir savaş var. Doğrusu, dünyaya hükmeden bu sistemin kendi içinde bir mücadeleye girmesi, ABD’nin dış dünyaya müdahalesini azaltıp içerideki kavgaya odaklanacak olması ve bu sayede bir tür kan kaybı yaşayacak olması ihtimali, Obama sonrası, “Trump mı Hillary mi kazansın?” sorusunun cevabının sadece bazı İslam ülkeleri liderleri değil sıradan müslümanlarda da “Trump” diye şekillenmesine neden olmuştu. Kampanya sürecindeki İsrail destekçisi, müslüman karşıtı söylemlerinden tutun ilk icraatlarından biri olan “müslüman yasağı”nın sinyallerine, Trump genel olarak İslam alemi için tercih edilebilecek bir başkan değildi şüphesiz. Ama Obama döneminde ortaya çıkan tüm anormalinin ardından, Amerikalıların demokrat maskesini indirip gerçek yüzlerini herkesin görmesi için bir fırsattı.

Trump başkan seçildikten sonra bir süre en çok sorulan soru, Yerleşik Nizam’ın baskılarına ne kadar dayanabileceği şeklindeydi? Bütün kararları yargıdan dönüyor, bütün yaptıkları medyada alay konusu oluyor, içeride hızla popülarite kaybederken dışarıda yaptıklarıyla da ABD’nin itibarını yerle bir ediyordu. Derken Nisan ayında Suriye’de Han Şeyhun’daki rejimin hava üssünü vurdu ve ne kadar garip biri olursa olsun füzelere basacak parmağın kendisininki olduğunu herkese gösterdi. Suriye’de verdiği zarar devede kulak kadardı ancak karşısındaki güruha kim olduğunu hatırlatmış oldu. NATO’yla ilgili çıkışları, Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesi gibi gelişmeler, Avrupalı liderlerin onu hafife alan tavırlarını belirgin bir huzursuzluğa dönüştürdü. İsrail ve Suudi Arabistan/BAE ile girdiği ittifak, Brexit sonrası ABD ile yeni bir sayfa açmayı umut eden İngiltere’yi dahi rahatsız eder ve finansal anlamda çıkarlarını da tehdit ederken, Trump yürüttüğü savaşı sürdürmek için aradığı mali desteği de bulmuş oldu. ABD içi anketlerde tekrar yükselmeye başladı ancak İsrail ve Suudilere yaktığı yeşil ışıkla Orta Doğu’yu da daha karmaşık hale getirmiş oldu.

Seçim kampanyası döneminde Rusya’yla çalışıp çalışmadığı sorusunun cevapları belki eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn’in FBI’a anlatacaklarından sonra netlik kazanacak. Ancak Rusya’nın Batı’da aşırı sağ ve sol grupları desteklediği iddiaları hem yeni değil, yıllardır konuşuluyor hem de gerçeklikten uzak değil. Bu bir tarafa, Rusya’nın Trump’ın Ortadoğu’da yaptıklarından pek de rahatsız olduğu söylenemez. ABD ile Rusya’yı eski iki düşman olarak görüp detayları es geçenler, Ruslar'ın gerek Suudiler'le gerek İsrail’le tarihlerindeki en yakın zamanlarını yaşadıklarını görmeyi ıskalayabilir. ABD’nin YPG ile Suriye’de iş yapıyor olması ve Trump’ın İran’a karşı gerginliği artıran söylemi, Rusya’nın Esad rejimi ve İran’la ittifak ediyor olması nedeniyle, ortada Rusya ve ABD öncülüğünde iki ayrı pakt varmış gibi bir algıya neden olabilir. Ancak bir ay kadar önce Vietnam’da yapılan Suriye başlıklı ortak Trump-Putin açıklamasından Rus General Yevgeniy Poplavski’nin bu hafta YPG sorumlularıyla YPG bayrağı önünde basın toplantısı düzenleyerek verdiği fotoğrafa herşey, bırakın Orta Doğu’nun kalanını Suriye’de bile tarafların öyle zannedildiği gibi belirgin olmadığını gösteriyor.

Popülizmi ve sansasyonel çıkışları silah olarak daha sık kullanmaya başlayan Trump, bu hafta yeni bir iddiayla gündemi değiştirdi. Bu yazının yazıldığı saatlerde ne olacağı henüz belirsiz ancak Beyaz Saray üst düzey yetkililerinin ifadelerine göre, Trump yapacağı açıklamayla, Kudüs’ü başkent olarak tanıyacağını ve birkaç yıl içinde gerçekleşmesi talimatını vereceğini, ABD’nin İsrail büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma planını duyuracak. Bu ister her ABD Başkanı’nın duyduğu İsrail sadakatinde çıtayı biraz daha yükseğe taşımak, ister Rusya soruşturması nedeniyle gündemi değiştirmek maksadıyla yapılıyor olsun, Ortadoğu’daki ürkütücü tabloyu daha da belirsiz bir boyuta taşıyacak. Aynı zamanda kendisine yönelik yolsuzluk suçlamaları nedeniyle İsrail içinde sıkıntılı günler geçiren Netanyahu’nun da imdadına yetişmiş olacak.

Bu olursa “İslam alemi ayağa kalkar” diyemiyorum; zira müslüman ülke sokakları ve Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere bir iki devlet başkanı dışında İslam ülkeleri liderlerinin gerekten bir şeyler yapacağını düşünmek, peri masallarına inanmak gibi bir şey. İsrail ve Amerikan büyükelçilikleri önünde tüm dünyada protestolar düzenlenir, Filistin’de yine pekçok genç şehit olur ama sonuçta bir şey değişir mi? Buna ihtimal vermek gerçekten çok güç.

Zaten BM kararları gibi tüm uluslararası baskıları hiçe sayarak Kudüs’ü çoktan fiilen başkenti yapmış olan İsrail’i bugüne kadar durdurmak için atabilecekleri hiçbir adımı atamamış, aksine birbirleriyle olan kavgalarında gidip İsrail’le dolaylı ve dolaysız işbirliği yapmış, böylelikle ekmeğine yağ sürmüş olanlar mı bir şey yapacak; diktatörlerden kurtulmak isteyen kendi insanlarını öldürmekten çekinmeyenler mi, terör örgütlerini besleyip büyütenler mi, ortaya çıkan çatışmaları fırsata çevirip mezhepçi yayılmacılıkları için kullananlar mı? Bayraktan toprağa, dinden vatana her kutsalı suiistimal edip kendi çıkarları için çalışan, müslüman halklara en başta kendi saygı duymayan İslam ülkelerinin liderlerinin bir şey yapacağı olsaydı, bugüne kadar yapmazlar mıydı? Mescid-i Aksa’nın altı oyulurken, yeni illegal yerleşimler ve kademe kademe ablukalarla Filistinliler her gün adım adım topraklarından edilirken ses çıkarmayanların endişesi olsa olsa sokakların karışmasından ve kontrollerinden çıkması ihtimalinden olur; Kudüs’ün kaderi gündemlerinin ilk sıralarında bile değildir. İslam dünyası tarihinin belki de en kötü zamanlarını yaşar ve en kötü sınavını verirken, İsrail’e altın günlerini yaşatan sadece ABD, Trump, Obama falan değil, esasen bu körlük, bu çürüme, bu riyakarlıktır.

SON DAKİKA

#title#

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.

Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz. Beni Haberdar Et