GAZETE YAZARI

Kudüs’ün çanları

17 Şubat 2017, 04.00
Ömer Lekesiz

Ömer Lekesiz

1958’de Akdağmadeni/Yozgat’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Yozgat’ta tamamladı. 1979 yılında Ankara Meslek Yüksek Okulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü’nü bitirdi. Ankara’da Yem Sanayi Türk A.Ş.’de iki dönem, memur, şef ve ticaret müdürü, Kırıkkale Üniversitesi’nde daire başkanı ve genel sekreter yardımcısı, Kırıkkale, Mersin ve İstanbul’da özel kuruluşlarda yönetici olarak çalıştı. Kayıtlar, Hece ve Hece Öykü dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Net ortamında Edebistan.com  adlı elektronik dergiyi kurdu, editörlüğünü üstlendi. Kanal7’de Sözgelimi adlı haftalık kültür-sanat-edebiyat programını hazırlayıp sundu ve Yeni Şafak Kitap Eki’nin yayın danışmanlığını yaptı. Halen Yeni Şafak’ta köşe yazısı yazan Lekesiz, TRT Türk Gündem Kültür Sanat Programı’nın danışmanlığını yapıyor ve Süleymaniye’de sahafiye işletiyor. Edebiyat hayatına, Mavera dergisinde başlayan yazarın eleştiri, öykü, deneme, inceleme yazıları ve söyleşileri, kurucuları arasında yer aldığı dergilerin dışında Yedi İklim, İlim ve Sanat, Yom Sanat, Dergâh, Kafdağı, Düzyazı Defteri, İmge Öyküler, Eşik Cini, Varlık, Notos, İtibar, Dünyanın Öyküsü, İSMEK El Sanatları dergileriyle, Yeni Şafak, Vakit, gazetelerinde Yeni Safak Kitap ve Star Kitap eklerinde yayınlandı. Yeni Türk Edebiyatında Öykü adlı çalışmasıyla Türkiye Yazarlar Birliği 2001 Yılı Edebi Tenkit Ödülü’nü kazandı. Yazarın; Mimlerin Abecesi, Hasan Aycın Çizgilerinden Örneklerle Çizgi Sanatında Dil ve Mesaj, Sevgilinin Evi, Şirazeden Şirazeye, Öykü İzleri, Yeni Türk Edebiyatında Öykü, Öyküce Konuşmalar, Hüseyin Su Kitabı Kuramdan Yoruma Öykü Yazıları, Ateşten Kelimeler, Minarenin Kılıfı, Sanat Bizim Neyimize, Sanat ve..., isimleriyle yayınlanmış kitapları mevcuttur.

Beytü'l-Makdis'in Pamukçular Kapısı'ndan çıkıp, Miraç Yolu'nun (Ağlama Duvarı'nın) kuzeyinden önce Müslüman Mahallesi ile Yahudi Mahallesi'nin arasından geçip, Hristiyan Mahallesi'yle Ermeni Bölgesi'nin arasındaki eğimi gittikçe artan çarşı yokuşundan el-Halil Kapısı'na ulaşırsınız.

Beytü'l Makdis'teki müsellem ve mütevekkil yüzlerden, şıracıların, şekerlemecilerin, şaldan bebek arabasına, makyaj malzemesinden Pieta'ya hemen her şeyi satan esnafın meraklı, karşısındakini ikna etmeye hazır suretlerine muhatap olarak ve telaşsız yürüyüşte bile ille de birilerine çarparak ve karşı çarpışlara maruz kalarak ulaştığınız için, el-Halil Kapısı sükunetiyle adına yarışır bir şekilde Dost Kapısı'nda olma hissi sunar size.

El-Halil'den çıkıp, Kudüs surlarını solunuza alarak sürdürürsünüz yürüyüşünüzü. Bu bölge Nebi Davut Kapısı'na (Sion Tepe'sine) varıncaya kadar park ve aynı zamanda yürüyüş yolu olarak tanzim edilmiştir. Yahudilerin, sanki “Bakın bizim işgalimizdeki yerleri ne güzel de tanzim ediyoruz” dercesine, Kudüs'ün dününe ve bugüne dair bilgilendirici haritalarla, krokilerle de süsledikleri bu alanda (özellikle Sion Tepesi'ne yaklaştıkça) kippalı, peyotlu, perçem sakallı, leğen şapkalı Yahudilerle temas edersiniz.

Yine surları solunuza alarak yürümeye devam ettiğinizde Aslanlı Kapı'ya ulaşırsınız. Bu kapıdan düz devam ettiğinizde (ki, sola dönerseniz, birden Bal el-Esbat'la karşılaşıp, kendisinizi Beytü'l-Makdis'te buluverirsiniz) Çile Yolu'na (Via Dolorosa'ya) girmişsiniz demektir.

Bu yol, Hıristiyan turistlerle birlikte omuz omuza, yol verme nezaketi, fotoğraf makinalarının kadrajına girmeme... jestleri içinde yürüyeceğiniz bir yoldur. Nasıl Sion Tepe'sinde, Yahudilerle aynı mekanı farklı niyet ve istikametlerle paylaşmışsanız, burada da Çile Yolu'nu Hristiyanlarla aynı şekilde paylaşırsınız.

Hz. Meryem'in doğduğu evin, kiliselerin, İsevi durakların, Müslüman tekkesinin ve okulunun duvarlarına dokuna dokuna yaklaşık beş yüz metre yürüdükten sonra karşınıza çıkan cami, size bir kavşak noktasında olduğunuzu söyler.

Buradan sola dönerseniz kilise ile Yahudi okulunun önünden geçerek iki yüz metre sonra tekrar bir sol yaptığınızda Nazır (Mahkeme) Kapısı'ndan Beytü'l-Makdis'e girersiniz. Sağdan devam edecek olursanız Ömer Camii ile Kamame (Kıyamet) Kilisesi'ne çıkarsınız.

İşte bu alan, iki muharref din ile bir dosdoğru dine (İslam'a) ait sembollerin çarpışmaksızın yarışırcasına yaşadıkları alandır. Sübyan mektebinden çıkan Yahudi çocuklarının sesleri ezan seslerine, o da çan seslerine karışır ve bu gezinize, tanıklığınıza binaen ister istemez şunu düşünürseniz:

Kudüs'te her yol Beytü'l-Makdis'e çıkar ve üç dinin müminleri aynı mekanlarda kendi farklarıyla birlikte yaşar!

Bunları turistik bilgi babından anlatmadım. Kendi sosyal (siyasal değil) dinamiklerine dışarıdan müdahale edilmediğinde, hayat kendi akışına bırakıldığında, Tanrı'nın şehrinde ciddi problemlerin yaşanmayabileceğini tecrübelerime dayanarak söylemek için anlattım.

Ama haberi duymuşsunuzdur. İsrail Parlamentosu (Knesset), birkaç gün önce gürültü kirliğine neden olduğu gerekçesiyle ezanın hoparlörlerden okunmamasını öngören bir yasa tasarısını onayladı.

Bunun mânâsı şudur: Rahat duramıyor; ortamı bulandırmazsa, karıştırmazsa, durduk yerde problem çıkarmazsa huzur bulamıyor, fitneci!

Hangi gürültü kirliliği! Emevi sarayının kalıntılarına inerken, eski sur kalıntılarının üstünde güle oynaşa, bağıra çağıra oynayan Yahudi çocuklarının gürültüsü ses temizliğidir de ezan sesi mi kirliliktir!

Veya Ömer Camii'nde cemaatle namaz kılarken imamın sesini bastıracak, tekbirlerini ilk saftakilere bile duyurmayacak kadar canhıraş bir şekilde çalan çanların sesleri temizliktir de ezan sesi mi kirliliktir!

Hangi yönden, kaç bakış açısından bakarsanız bakınız, İsrail Parlamentosu'nun o kararı tam bir ikiyüzlülük örneğidir; fitne arayışıdır; din özgürlüğüne pranga vurmaktır.

Eğer böyle değilse, hadi İsrail Parlamentosu, Müslümanların ibadetlerini zorlaştıran çan seslerini de kıssın; kendi şofarını yasaklasın!

Hepi topu 12,5 milyon Yahudi'nin şofarını kim bilir, kim duyar demeyin. Mucusilerin şamdanını kendi kutsalına dönüştürüveren Yahudi Şeriatı, şofarı da yarın en gür sesi çıkaran bir boruya da dönüştürebilir.

Burada asıl mesele ne ezandır, ne çandır, ne de şofar!

Mesele, Kudüs'e tümüyle tahakküm etse de asla (ve ilelebet) hükmedemeyecek olan Yahudilerin meşruiyet sorunundan kaynaklanan, kalıtsal olduğu için de asla bitmeyecek olan huzursuzluğudur.

O Yahudi huzursuzluğu, bugün Müslümanların hayatını zorlaştırmaktadır, yarın da Hıristiyanların hayatını zorlaştıracaktır.

Bunun diğer adı fitne çıkarmaktır ki, Hz. Musa'dan sonra Yahudilerin nasibine de fitneden başka hiçbir şey düşmemiştir.

SON DAKİKA

#title#

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.

Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz. Beni Haberdar Et