GAZETE YAZARI

İdam cezası meselesi

13 Ağustos 2017, 04.00
Rasim Özdenören

Rasim Özdenören

1940 yılında Maraş’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Maraş, Malatya, Tunceli gibi Güney ve Doğu şehirlerinde tamamladı. İ.Ü. Hukuk Fakültesini ve İ.Ü. Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. Devlet Planlama Teşkilatı’nda uzman olarak çalıştı. 1970-1971’de araştırma amacıyla ABD’nin çeşitli eyaletlerinde iki yıl kaldı. 1975 yılında Kültür Bakanlığı Bakanlık Müşavirliği görevine geldi. Aynı bakanlıkta bir yıl müfettişlik yaptı. Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığında Daire Başkanlığı, Genel Sekreter Yardımcılığı, Genel Sekreterlik, Müşavirlik görevlerinde bulundu. 2005 yılında Genel Sekreter unvanıyla emekliye ayrıldı. Çok Sesli Bir Ölüm ve Çözülme adlı hikâyeleri TV filmi yapılmış, bunlardan ilki, Uluslararası Prag TV Filmleri Yarışmasında jüri özel ödülünü almıştır. 2008 yılında Türk Dil Kurumu, Kültür ve Turizm Bakanlığı, RTÜK’ün iştirakiyle düzenlenen Karaman Türk Dili Ödülü’nde “Türkçeyi güzel ve doğru kullanan edebiyatçı ödülü” Rasim Özdenören’e verilmiştir. Yazar 2009 yılında TBMM Üstün Hizmet Ödülü’ne layık bulunmuştur. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi tarafından 2011’de ve Sakarya Üniversitesi tarafından 2015’te fahri doktora unvanı verilen ve bugüne dek onlarca hikayeye imza atan usta yazar hakkında çok sayıda tez, özel sayı ve kitap hazırlanmıştır. 

Yazarın eserleri şunlardır: 

Hastalar ve Işıklar, Gül Yetiştiren Adam, Çözülme, Çok Sesli Bir Ölüm, Çarpılmışlar, Eşikte Duran İnsan, Denize Açılan Kapı (Yazarlar Birliğinden 1984 yılında ‘hikâye’ alanında ‘yılın hikâyecisi’ ödülünü aldı), İki Dünya (Türkiye Millî Kültür Vakfı tarafından fikir dalında 1978 jüri özel ödülü aldı), Yaşadığımız Günler, Ruhun Malzemeleri, Yeniden İnanmak, Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Müslümanca Yaşamak, Kafa Karıştıran Kelimeler, Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı, Red Yazıları, Yeni Dünya Düzeninin Sefaleti, Ben ve Hayat ve Ölüm, Acemi Yolcu, İpin Ucu, Çapraz İlişkiler, Kent İlişkileri, Köpekçe Düşünceler, Kuyu, Ansızın Yola Çıkmak, Aşkın Diyalektiği, Yazı İmge ve Gerçeklik, Düşünsel Duruş, İmkânsız Öyküler.

Miting alanlarında veya mahkeme kapılarında zaman zaman kalabalıkların “idam, idam!” diye bağrıştığı işitiliyor.

İdam cezası cezaların en ağırı...

Ömür boyu hapiste bile hükümlünün bir gün kurtulacağına ilişkin bir umut taşıdığı düşünülebilir.

Ama ölüm, her şeyin bittiği, umudun, umutsuzluğun, hayatın bittiği yerdir. Ölüm hayatın bittiği yerde başlar. Daha ötesi yoktur.

Ceza olarak tam da kısasın bulunduğu yerde durur.

Eğer kasıtla, taammüden bir cana kıyılmışsa, fıkıhta, onun yakınlarının kısas isteme hakkı vardır.

Kamu aleyhine işlenen suçlarda da yerine göre idam cezası uygulamak hakkaniyete uygundur. Çünkü bu bağlamdaki fiillerde de insan hayatına son verme veya kamu düzenini bozma gibi fiillerle sonuçlanabilir eylem...

İdam cezası meselesi

İdam cezası meselesi

Haber Merkezi

Ama bizi kişisel olaylardaki idam cezası ilgilendiriyor.

Şunu vurgulamam lazım:

Cezanın hakça olabilmesi için, yönetimin evleviyetle cezayı gerektiren o fiilin işlenme ortamını ortadan kaldırması gerekir. Yani ortada hırsızlığı veya herhangi bir suçu teşvik edici ortam yürürlükteyken o fiili ika eden kişiler cezalandırılıyorsa, burada hakça bir durumun tecelli ettiği söylenemez.

Gelir dağılımdaki dengesizlik ortadayken, yani bir tarafta aşırı zenginler fink atarken, bir yanda da karnını doyurmakta aciz bırakılan insanlar yaşıyorsa, orada hırsızın elini kesmeye hükmetmek hakça bir ceza olmaz. Başka bir söyleyişle her ceza her yerde, her hukuk düzeninde aynı sonucu doğurmaz. İlkin hırsızlık yapmayı önleyici toplumsal, iktisadi bir düzen öngörülmüş olmalı ki, buna rağmen hırsızlık yapılıyorsa ceza müstahak sayılsın.

İmdi, bundan önceki Ceza Yasası'nda idam cezası yürürlükteydi. O hüküm kaldırıldı. Kaldırılması da isabetli oldu. O hükmün kaldırılması AB öyle istediği için isabetli oldu demiyorum. Şundan dolayı isabetliydi: idam cezası, hem kamu alanında hem de kişisel haklar düzleminde kamu marifetiyle infaz ediliyordu. İdam cezasını gerektiren fiilden mağdur olmuş kişilerin onayı alınmıyordu. Oysa ceza son tahlilde kamu vicdanının tatmin edilmesini gerektirir. Zarar verenle zarar gören bir biçimde uzlaşıyorsa, burada, kamu vicdanının tatmin olduğu varsayılır.

Suçun münhasıran kamuyu ilgilendiren alanda vuku bulması halinde dava baştan sona kamu davası olarak başlar ve sonuçlanır. Ama fiilin özel kişileri ilgilendirdiği noktalarda mağdurun onayını ve rızasını istihsal etmenin çaresini bulmak gerekir.

Eski yasa, değindiğimiz bu hususları dikkate almadan ceffel kalem idam cezasını uyguluyordu.

Şimdi kimileri idam cezasının yeniden yürürlüğe konulmasını talep ediyor. Eğer eski hükümler aynıyla yürürlüğe konulacaksa onun adil bir uygulama olmadığını hatırlamak gerekiyor.

İdam cezası bir de geçmişe dönük olsun diye talep ediliyorsa, yasa bu cezayı öngörse bile, onun geriye dönük olarak uygulanması hiçbir suretle imkân dâhilinde değildir. Hukuken boş taleptir...

SON DAKİKA

#title#

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.

Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz. Beni Haberdar Et