GAZETE YAZARI

İnsan taş mı?

07 Aralık 2017, 04.00
Rasim Özdenören

Rasim Özdenören

1940 yılında Maraş’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Maraş, Malatya, Tunceli gibi Güney ve Doğu şehirlerinde tamamladı. İ.Ü. Hukuk Fakültesini ve İ.Ü. Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. Devlet Planlama Teşkilatı’nda uzman olarak çalıştı. 1970-1971’de araştırma amacıyla ABD’nin çeşitli eyaletlerinde iki yıl kaldı. 1975 yılında Kültür Bakanlığı Bakanlık Müşavirliği görevine geldi. Aynı bakanlıkta bir yıl müfettişlik yaptı. Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığında Daire Başkanlığı, Genel Sekreter Yardımcılığı, Genel Sekreterlik, Müşavirlik görevlerinde bulundu. 2005 yılında Genel Sekreter unvanıyla emekliye ayrıldı. Çok Sesli Bir Ölüm ve Çözülme adlı hikâyeleri TV filmi yapılmış, bunlardan ilki, Uluslararası Prag TV Filmleri Yarışmasında jüri özel ödülünü almıştır. 2008 yılında Türk Dil Kurumu, Kültür ve Turizm Bakanlığı, RTÜK’ün iştirakiyle düzenlenen Karaman Türk Dili Ödülü’nde “Türkçeyi güzel ve doğru kullanan edebiyatçı ödülü” Rasim Özdenören’e verilmiştir. Yazar 2009 yılında TBMM Üstün Hizmet Ödülü’ne layık bulunmuştur. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi tarafından 2011’de ve Sakarya Üniversitesi tarafından 2015’te fahri doktora unvanı verilen ve bugüne dek onlarca hikayeye imza atan usta yazar hakkında çok sayıda tez, özel sayı ve kitap hazırlanmıştır. 

Yazarın eserleri şunlardır: 

Hastalar ve Işıklar, Gül Yetiştiren Adam, Çözülme, Çok Sesli Bir Ölüm, Çarpılmışlar, Eşikte Duran İnsan, Denize Açılan Kapı (Yazarlar Birliğinden 1984 yılında ‘hikâye’ alanında ‘yılın hikâyecisi’ ödülünü aldı), İki Dünya (Türkiye Millî Kültür Vakfı tarafından fikir dalında 1978 jüri özel ödülü aldı), Yaşadığımız Günler, Ruhun Malzemeleri, Yeniden İnanmak, Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Müslümanca Yaşamak, Kafa Karıştıran Kelimeler, Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı, Red Yazıları, Yeni Dünya Düzeninin Sefaleti, Ben ve Hayat ve Ölüm, Acemi Yolcu, İpin Ucu, Çapraz İlişkiler, Kent İlişkileri, Köpekçe Düşünceler, Kuyu, Ansızın Yola Çıkmak, Aşkın Diyalektiği, Yazı İmge ve Gerçeklik, Düşünsel Duruş, İmkânsız Öyküler.

“Dış ka­buk en iç­te­ki öz­dür; gö­rü­nen ney­se ger­çek­lik odur. Sen ken­din gerçek­sin.” (Cris­pin Sart­well, Edep­siz­lik, Anar­şi ve Ger­çek­lik, s.14), demekle iş bi­ti­yor mu?

İnsan taş mı?

Taşın içi dışı birdir.

İnsan taş mı?

İnsan taş mı?

Haber Merkezi


İnsan taş değilse, içi dışı bir olabilir de olmayabilir de...

Mürailik, münafıklık… Veya saffet hali...

İnsan som münafıklık halinde sabit kalmayabileceği gibi, som saffet halini de sürekli koruyamayabilir: eğer onda peygamberlikten/masumiyetten bir behre yoksa...

Burada, alıntıladığım cümle bağlamında bir anlama atıfta bulunmaya çalışıyorum.

Gö­rü­nen ney­se ger­çek­lik odur di­ye­rek ger­çek­le gö­rü­nen ara­sın­da özdeşlik kur­du­ğu­muz­da iş bitiyor mu? Öy­ley­se iz­le­nim­ci­ler ni­çin ger­çe­ği sap­tı­rı­yor di­ye kı­na­nı­yor­du? İzlenimciler, dışa vurumcular, sembolistler, romantikler, gerçekçiler ve bir dolu telakki tarzı...

İnsan göründüğü gibidir veya göründüğü gibi olmalıdır demek istiyorsa yazar, buna fazla bir itirazın geleceğini sanmıyorum. Nitekim Mevlana’ya atfedilen söz: Ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün! Burada, başkasını kandırma talebini reddediş ön alıyor. Kişi olduğu gibi görünmüyorsa veya göründüğü gibi olmuyorsa, bir art niyet aranıyor. Aranmalıdır da... Göründüğü gibi olmayan veya olduğu gibi görünmeyen kimse nezdinde kişinin iyiniyetli olduğuna ilişkin temel ilke ihlal edilmiş olur. Oysa bu ilke hukuk düzleminde ihlal edilmeye gelmez. Bu ilke ihlal edildiği takdirde, dolayısıyla kişi iyiniyetli kabul edilmediği takdirde hukukun asıla ve usule ilişkin bütün temel varsayımları alt üst olur. O kadar ki, müddei iddiasını ispat yükümlülüğünden kurtulur. Her iftira ispat edilmeden muhatabın üstüne yapışıp kalır. Bu durumda da toplumsal yaşantıda huzur kalmaz. Dahası gücü olan gücü olmayan üstünde hükümranlık kurmayı başarır.

Olayın bir başka veçhesi daha var: İnsan taş değilse, değişir. Taş gibi sabit kalmaz. İyiden kötüye, kötüden iyiye doğru, yelpazenin bir ucundan ötekine doğru sürekli seyir halinde bulunur. Bu seyir hali dışardan görünmeyebilir. Dahası kişinin kendisi bile nereden nereye doğru seyir halinde olduğunu kestiremeyebilir. İyiden kötüye doğru mu yoksa kötüden iyiye doğru mu seyrediyor veya yolun bir noktasındayken geriye dönüşlerle seyrini tamamlamadan eski haline mi rücu ediyor, bunu ayrıntısıyla bilmeyebilir, yakalayamayabilir...

Ama kesin olan tek şey varsa, o da, insanın taş olmadığı ve iyiden kötüye, kötüden iyiye doğru sürekli bir gelgit içinde döneniyor olmasıdır. Daha da ilginci nesnel ölçütlere göre kötüye doğru olduğu varsayılan gidişin içinde iyiliğin barındığı ve bunun tersinin de doğru olabileceği ihtimali her zaman yürürlüktedir.

İnsan içi dışı bir olduğu durumda bile taş değildir: Sürekli değişim halini yaşar: İyiden kötüye veya kötüden iyiye veya kötüden daha kötüye veya iyiden daha iyiye doğru olan gel-gitler onun varlık tarzının özüdür.

SON DAKİKA

#title#

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.

Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz. Beni Haberdar Et