Suavi Kemal Yazgıç’ı özlemek

Kahramanın Sonsuz Kısa Yolculuğu Suavi Kemal Yazgıç’ın üçüncü öykü kitabı. Oysa Yazgıç, ilk öykü kitabını 2002 senesinde çıkarmıştı. Yirmi iki sene sonra üçüncü öykü kitabı önümüzde. Kitaptaki öykülerin tamamı son senelerde pek çok yazarın ilgi gösterdiği küçürek öykü türünde yazılmış.

Fotoğraf: Arşiv

ABDULLAH HARMANCI

Suavi Kemal Yazgıç, son derece karizmatik çağrışımlarla yüklü isminin zıddına mütevazı ve sessiz biri. Sessizliğinin derinlerinde sürprizler, eleştiriler, sorgulamalar, birtakım kaynamalar, isyanlar saklıyor. Bunu anlamanız için onunla dostluğunuzun bir hayli yol alması ve/veya yazdıklarını dikkatli okumanız lazım. Onunla sohbetlerinizden veya onun yazdıklarından sızanlar, bir gizeme, bir derinliğe işaret ediyor. İsminin vadettiği karizmaya onu tanıdıkça vakıf oluyorsunuz.

Suavi Kemal’le aynı dergilerde yazdık. Aynı yayınevlerinden kitap çıkardık. Yıllarca aynı atmosferi soluduk. O benden iki yaş büyük. Ancak bütün bu benzerliklerimize rağmen ilginç bir şekilde fiziksel anlamda hep birbirimizden uzakta kaldık. Bazı kültür sanat programlarında kesişti yolumuz. Böylesi fırsatlarda gidip bir yerlerde çay içip edebiyat dedikodusu yaptık. Dahası telefon görüşmelerimiz de oldu. Oluyor. Ama aramızda hep bir fiziksel mesafe oldu. Hasılı edebiyat hayatımın büyük bir kısmını Suavi Kemal’i özleyerek geçirdim. Özlemeye de devam ediyorum.

ÜRETKEN BİR İSİM

Genelde Yazgıç’a şu noktada kızıyorum: Gördüğüm, gözlemlediğim kadarıyla, son otuz sene içerisinde Suavi Kemal Yazgıç kadar çok eleştiri yazısı yazmış biri yok. Yazgıç mesela benim hakkımda en çok yazı yazan kişidir. Pandemide kendisiyle bir çevrimiçi söyleşi yapmıştık. O zaman benim varlığından bile haberdar olmadığım Yazgıç kitapları çıkmıştı ortaya. Suavi Kemal Yazgıç, edebiyat dünyasına bunca yakından ve içerden dahil/şahit olmasına rağmen çalışkanlığı doğrultusunda üretken bir isim olmadı. Bir başka deyişle yazdıklarını kitaplaştırmakta titiz davrandı.

Kahramanın Sonsuz Kısa Yolculuğu (2024, Hece), Yazgıç’ın üçüncü öykü kitabı. Oysa Yazgıç, ilk öykü kitabını 2002 senesinde çıkarmıştı. Yirmi iki sene sonra üçüncü öykü kitabı önümüzde. Kitaptaki öykülerin tamamı son senelerde pek çok yazarın ilgi gösterdiği küçürek öykü türünde yazılmış. Bu öykülerin genel tablosunu; anlamsızlık, yabancılaşma, nihilizm, varoluşçuluk, kafkaesk üslup özellikleri, metropol hayatından bunaltıcı sahneler, ölümün nesneleşmesi, değersizleşmesi, yorumu okura bırakılmış “açık” metinler oluşturuyor.

KISA ÖYKÜLER

Bütün kitabı saran bu anlamsızlık, bunalım atmosferinin bunlara tam ters yönde bir öyküyle açılması ilginç. İlk küçürek öykü “Hayat Belirtisi” başlığına sahip: “Duvarda taşların arasından işaret çakan küçücük bir bitki. Katı, sert, kunt gibi kelimelerle tarif edeceğim taşların arasında; çölde vaha misali bekleyen üç beş yapraktan ibaret bir hayat belirtisi.” (s.8) Belki de yazar, en sonda söyleyeceğini en başta söylemiş. Bütün bu karanlığın bile bize bir avuç aydınlık sunabileceğine işaret ediyor.

Küçürek öykülerde varlığını dış dünyada bir türlü gerçekleştiremeyen bir birey var. Dışa böylesine kapalı bu birey, haliyle içsel olarak derinleşmiş. Bu derin içsellik de farklı biçimlerde tezahür etmiş. Dışsallaşmış. “Dördüncü Ceset” öyküsü şöyle başlıyor: “Elvis Presley’in, Adolf Hitler’in ve Sadri Alışık’ın öldüğü bir dünyada yaşıyordum ve bir gün ben de ölecektim. Ancak bir başka kişi aynı cümleyi kurarken listede dördüncü isim olarak beni saymayacaktı.” (s.29) Kendini dünyadaki oyunun bir parçası olarak göremeyen yolunu kaybetmiş birey, yalnızlığın, yabancılaşmanın, diğer insanların arasında kendine bir yer bulamamanın ıstırabı içindedir. Anne ya da baba kayıpları gibi, insana derin acılar vermesi beklenen acılar bile tuhaf bir kayıtsızlığın içinde algılanır. Yaşadığımız çağın en çok da ölümün karizmasını çizmiş olması, ölüme karşı beklenen saygının ve ürpermenin hissedilmeyişi, Yazgıç öykülerinde bir yabancılaşma biçimi olarak sunulur. Örneğin kitabın plastik anlamda en başarılı öykülerinden olan “Sinekler”, kişinin kendi ölümünü, sineklerin üzerine konduğu kırmızılık gibi çok dolaylı bir biçimde anlatmasının ilginç bir örneğidir.

Küçürek öyküde, doğrudan söylemek değil de okurun bunu bazı belirteçlerden hissetmesini sağlamak esastır. İşaret etmek değil de ima etmektir esas olan. Anlatmaktan ziyade göstermek, anlatılmak isteneni okurun yorumuna bırakmak gerekir. “Sinekler” öyküsü bunu başarır. “Gölgesinden Yorulan Adam” öyküsü de gerek bu “ima dili”ni başarmış olması gerekse kitabın genel atmosferini saran nihilizme başarısız bir intihar girişimi üzerinden örnek vermesi bakımından değerlidir: “Beni bulduklarında çekildiğim köşede soğuyordum. Bulunma sürem biraz daha uzasaydı amacıma ulaşacak ve tamamen soğuyacaktım ama kurtardılar beni. En yakın hastanede normal sıcaklığıma döndürdüler beni. Bana bunu yapmayacaklardı.” (s.28)

METROPOL KAHRAMANLARI

Yazgıç’ın kahramanlarını bu nihilizme taşıyan unsurların başında metropol hayatı gelir. “Flu Dağ” ve benzeri öyküler, metropol hayatının insanı bir hiçliğe doğru itişinin öyküleridir. İnsan insana değer vermez. İnsan insanda değer bulmaz. Kargaşa ve koşturmaca ortamında kişi kendini değerli hissetmez. Bir “değer”e ait hissetmez kendini. Modern hayatın yarattığı bu keşmekeş, bu karanlık ve karmaşıklık duygusu, bireyin içselliğinde yankılandıkça “modernist” metinler ortaya çıkmıştır tarih boyunca. Yazgıç da bu keşmekeşin ve kargaşanın içinde, bu içsel karmaşayı betimlemeye çalıştıkça modernist edebiyata yaklaşır. Suavi Kemal, bizde Kafkaesk çağrışımlar yapan birçok küçürek öykü yazmıştır Kahramanın Sonsuz Kısa Yolculuğu’nda. Bu modernizm, bir süre sonra postmodernizme dönüşür. “Bir Cümle” gibi öykülerde üst kurmacanın kapıları açılır. Yazma süreci öykünün konusu haline dönüşür.

İlk kitabı Kırk Gri Hırka (2002, Eylül Yayınları), mecaz, sembol, istiare imkanlarını zorlayan ve her okurun başka anlamlar verebileceği bilmecelere, şifrelere imkan veren bir dille yazılmışlardı. Rahmetli Rasim Özdenören, bu kitap için “Her mecazda veya istiarede olduğu gibi, bu öykülerde de, yazar bizi bir tek hedefe yönlendirmiyor. Her öykünün bana söylediği veya verdiği bir bildiriyi bulup çıkartmam kolay ve mümkündür. Ancak bu bildirinin çıkartılması denendiğinde, öykünün, çıkartılan o bir tek bildiri ile mukayyet kalmayacağı da bellidir. Her okuyucu kendi dağarcığının elverdiği bilgi birikimi ve feraseti ölçüsünde bu öykülere yaklaşabilir ve onlardan istediği kadar “bildiri” devşirebilir.” (Yeni Şafak, 16.03.2003) yorumunu yapmıştı. Anlaşılan o ki ilk kitabında yer alan küçürek öykülerle kıyaslandığında, Suavi Kemal Yazgıç, bu kitabında, istiareli, sembolik dilden büyük oranda uzaklaşmış görünüyor.

Küçürek öykünün dilini çözmüş, bu konuda ustalaşmış bir kalem Suavi Kemal. İroni ise hemen bütün metinlerinin atmosferini saran bir gaz gibi… Ya da filmin bütün sahnelerini kaplayan bir filtre gibi… Kahramanın Sonsuz Kısa Yolculuğu’nu zevkle okudum.

HAYAT
Bir Muharrire-i Osmaniye yahut sadece Fatma Aliye

HAYAT
Cinnet kuyularından cennet bahçelerine bir salik: Ayşe Şasa

HAYAT
Avangart akımına sinema penceresinden bakmak