Cizre’" />Cizre’" />Cizre’">Cizre’">Cizre’" />
GAZETE YAZARI

Bir şehidin silah arkadaşı olmak

13 Şubat 2018, 04.00
Kemal Öztürk

Kemal Öztürk

1969 yılında Ağrı’da doğdu. Orta öğrenimini Sakarya’da tamamladı. Marmara Üniversitesiİletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. Öğrenciliği esnasında çeşitli dergi ve gazetelerde makaleler yayınlayarak yazı hayatına atıldı. 1995 yılında Yeni Şafak Gazetesi’nde profesyonel gazeteciliğe başladı. 1997 yılında Kanal 7 televizyonuna transfer oldu ve televizyon haberciliğine başladı. Haberciliğin yanı sıra belgesel hazırlamaya başlayan Öztürk’ün ilk belgeseli Sarıkamış oldu. Recep Tayyip Erdoğan’ın hayatını konu edinen ilk belgesele imza attı. Sonrasında İlk Meclis, Yemen, 1999 Depremi, Türkiye’de kadın hareketi tarihi ve Halide Edip, Osmanlı Modernleşmesi ve Pera gibi konularda birçok belgesele imza attı. 1999 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından yılın en iyi belgesel ödülüne layık görüldü. 1999 yılında Amerika ve Kanada’ya giderek yabancı dil eğitimi aldı ve belgesel alanında araştırmalar yaptı. 2003 yılında TBMM Başkanı İletişim Danışmanı oldu. İki yıl sonra TBMM Başkanı Başdanışmanlığına getirildi. 2008 yılında AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı olarak görev aldı. 2009 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Basın Danışmanlığı görevine getirildi. İki yıl boyunca Başbakan Erdoğan’ın basınla ilişkilerini koordine etti. 3 Ağustos 2011 tarihinde Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür olarak atandı. 1 Aralık 2014 tarihinde “kişisel prensip ve ilkeleri” nedeniyle, 3 yıl 4 ay sürdürdüğü, AA Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlük görevinden istifa ettiğini duyurdu. 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren Yeni Şafak Gazetesi’nde köşe yazarı oldu. 18 Şubat 2015 tarihinde de Katar’ın önemli gazetelerinden Al Şark Gazetesi’nde yazıları yayımlanmaya başladı. İyi derecede İngilizce bilen Öztürk, evli ve 3 çocuk babasıdır.

Cizre’deydim. PKK’nın hendek terörü vardı. Bir grup asker ve polisle olayları konuşuyorduk. Birden haber geldi: Şehitler var…

Hepsi yerinden fırladı. Silahlarını kuşandılar. Telefonlarına sarıldılar. Kaç şehit olduğunu öğrenmeye çalışıyorlardı.

Bir şehidin silah arkadaşı olmak

Bir şehidin silah arkadaşı olmak

Haber Merkezi


Hastaneye gittik. Şehitler gelmişti. Şehitlerle beraber silah arkadaşları da. Herkes onlara sarıldı. Bir ellerinde silahlarını sıkı sıkı kavramışlardı. Diğer elleriyle sarıldıkları arkadaşlarını sıkıyorlardı. Ağlamıyorlardı. Ama göz yaşlarının hücum ettiğini, ağlamamak için gözlerini, dudaklarını sıktıkları belliydi. Kaskatı kesilmişti bedenleri.

Bir kısmı üst düzey komutan, rütbeli polislerdi. Ama orada hepsi tek bir unvan taşıyordu: Silah arkadaşı.

O yüzden komutanlık, askerlik, müdürlük memurluk kalkmıştı ortadan. Sarılıyorlar, kucaklaşıyorlar, kemiklerini kırarcasına sıkıyorlardı birbirlerini. Hepsi bir şey mırıldanıyordu bir birine:

“Şehidimizin intikamı alınacak.”

Şehitlerin yanına girdiler. Alınlarından öptüler, ellerinden öptüler. Naaşların yanında yere oturmuş, silahına sarılmış silah arkadaşları vardı. Konuşmuyorlardı. Öylece boşluğa bakıyorlardı. Cenazenin başından ayrılmıyordu hiçbiri. Bazıları usulca yanına gidip sessizce bir şeyler söylüyordu şehide. Bir ellerinde silahları vardı, sıkıca tutmuşlardı.

Ağlamıyorlardı. Daha doğrusu herkesin içinde ağlamıyorlardı.

Hastanenin kuytu köşelerini arıyorlardı. Sonra usulca çöküyorlardı oraya. Kimsenin görmediğine emin olunca sarsıla sarsıla ama sessizce ağlıyorlardı. Elini yumruk yapıp ısırıyorlardı. Duvara yumruk atıp kana dönüşmüş gözyaşlarını durdurmaya çalışıyorlardı.

Sonra gözyaşlarını silip, üstünü toparlayıp ayağa kalkıyor, diğerlerinin yanına gidiyorlardı. Bu halde geleni anlıyordu arkadaşları. Ağladığını ama hissettirmemek istediklerini biliyorlardı. Sadece omuzundan tutup, sessizce kafalarını sallıyorlardı. “Anladım seni” der gibiydiler.

Onları izliyordum. Ölümün yanı başında dolaşan bu insanları anlamaya çalışıyordum. Şaşkındım. Onlar gibi gözyaşlarımı gizlemeye çalışıyordum ben de. Ama olmuyordu işte. Şehidin elini tutup bırakmayan o silah arkadaşını gördükçe, gözyaşları hücum ediyordu. Onlar gibi değildim, tutamıyordum kendimi.

Biz sivillerin anlamadığı bir şeydi silah arkadaşlığı. Bizim derinden hissedemediğimiz bir şeydi. Silah arkadaşını şehit vermenin ne demek olduğu bilmiyorduk. Biz de üzülüyorduk, biz de ağlıyorduk ama o cephede yan yana silah sıkan, ölümü hisseden, yaralanan, birbirine omuz veren, koruyan bu insanların birbiriyle bağlılığını bilemiyorduk.

Bir polis müdürü elini omuzuma attı.

“Hiçbir şey bizi etkilemez bu savaşta. Her şeye dayanırız. Ama arkadaşımız şehit olduğunda işte bu bizi yıkıyor. Düşünsenize dün beraberdik bu şehitle. Beraber yol yürüdük, siper tuttuk, omuz verdik. Şimdi toprağa vereceğiz. İşte bu bizi yaralıyor. Ama yaralı aslana dönüyoruz. Onun intikamını yerde bırakmamak için yeminlerin en kutsalını burada ediyoruz. Şehidin başında, na’şının başında, onun intikamını almaya yemin ettik.”

Bir komutan gördüm biraz ötede. Polis, asker, korucu karışık bir gruba konuşuyordu.

“Ya intikamını alacağız ya da burada biz de şehit olacağız. Başka hiçbir yolu yok. Bu şehitlerin kanı yerde kalmaz arkadaş. Bu şehir onlara mezar olacak, bu kan onları boğacak. Hepimiz göreceğiz bunu.”

Dediklerini yaptılar. O hendekleri kazanları, silah arkadaşlarını şehit edenleri, tek tek bulup gereğini yaptılar. Şehidin başında ettikleri yeminlerini tuttular. İntikamını aldılar.

Hiçbir şehit cenazesi onları yıldırmadı. Hiçbiri ölümden korkmadı. Hiçbiri cepheden ayrılmayı düşünmedi. Her şehadet daha da biledi onları, daha da güçlendirdi. Yılmadan, yorulmadan, ürkmeden o sımsıkı sarıldıkları silahları ve silah arkadaşının omuzlarına dayanıp bu vatan için vuruşmaya devam ettiler.

Çocuklarına şehit olan silah arkadaşlarının adını verdiler. Her seferinde gururla silah arkadaşlarının kahramanlıklarını anlattılar.

Bugün Afrin’de o kahramanlar şehadet şerbetini içerken, onların silah arkadaşları aynı şeyleri yaptılar.

Ve bize, yani uğruna can verdikleri vatanın evlatlarına bir şey öğrettiler:

Bu vatan mübarektir. Bu ordu mübarektir. Bu bayrak mübarektir. Bu ezan mübarektir.

Korkmuyoruz. Ürkmüyoruz. Pes etmiyoruz. Karamsarlığa düşmüyoruz.

Bu bayrağı indirmeye, bu milleti sindirmeye, bu vatanı bölmeye, bu ezanı susturmaya kimsenin gücü yetmez.

Şehadet sırasında biz de varız.

Bir ölüyoruz ama binler doğuyoruz.

SON DAKİKA

#title#

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.

Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz. Beni Haberdar Et