Yüz yü" />Yüz yü" />Yüz yü">Yüz yü">Yüz yü" />
GAZETE YAZARI

Bir kez daha cepheler alenileşti…

13 Şubat 2018, 04.00
Leyla İpekçi

Leyla İpekçi

1966’da İstanbul’da doğdu. Saint Michel Fransız Lisesi’ni ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü bitirdi. 1985 ile 1999 yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde, röportaj ve yazıları yayınlandı. Aylık haftalık ve günlük birçok mecrada muhabirlik, editörlük, yazı işleri müdürlüğü gibi görevlerde bulundu. 2001’den itibaren Radikal İki, Taraf ve Zaman gazetelerinde köşe yazdı. Siyasetin toplumsal hayattaki tezahürlerine ve gündelik hayatın maneviyatına dair iki ana koldan akan köşe yazılarına Yeni Şafak gazetesinde devam ediyor. 1999 yılında evlendiği yönetmen Semih Kaplanoğlu’nun film senaryolarına ve yapımcılığına ilk filminden beri katkıda bulunuyor. Deneme ve roman türlerinde 98 yılından beri yayınlanmakta olan kitapları var. Şiir ve roman üzerine makaleleri Virgül dergisinde yayımlandı. Halen İtibar dergisinde yazı ve şiirlerine devam ediyor.

Roman: Maya (1998) Sinan'ın mayası (1998) İlk kötülük (2000) Başkası Olduğun Yer (2005) Ateş ve Bahçe (2011) Şehrim Aşk (2013)

Deneme: Şölen sofrası (2000) Bir sevgili gibi yaşamak / Savaş kimlik vicdana dair (2007) Gecenin İkinci Rüyası (2011) Güzelin binbir yüzü / Tevhid sanatçısının izinde (2015)

1998’de Maya ile Milliyet Sanat dergisinin ‘İlk Kitap, İlk Baskı’ adlı yarışmasında birincilik ödülü.  

- 2007’de Türkiye Yazarlar Birliği’nin (TYB) ‘Basın / Fikir’ dalında ‘Yılın Yazarı’ ödülü.

- 2011 Gecenin İkinci Rüyası ile ESKADER’den Deneme türünde ‘Yılın Kitabı’ ödülü.

- 2015’de ‘Güzelin 1001 yüzü’ ile Türkiye Yazarlar Birliği’nin (TYB) Fikir dalında ödülü.

 

Yüz yüze gelerek karşı karşıya savaşmak yerine küresel aktörlerin verdiği son teknoloji ürünü tanksavar ve silahlarla arkadan pusu kurarak savaşmak er meydanına çıkan mert askerlerin işi değil. Bu tarz savaşmak teröristlerin işi, terör ehlinin. Çünkü tabiri caizse aşk erleri kanı göğüslerine akıtma azmiyle yüz yüze savaşıyor.

Bir kez daha cepheler alenileşti…

Bir kez daha cepheler alenileşti…

Haber Merkezi


Ama bir de muğlak duruşları, kaypak söylemleriyle kendi doğru bildikleri ölçüye “lümpen, biatçı, yalaka, ülkücü” diye yaftalamaya, herkesi hizaya getirmeye çalışan taraf tutmazlar var. Söylemleriyle birleşmeye değil düşmanlığa alet edildiklerinin farkında olmayacak kadar örtülü vicdanlarıyla.

Evet, sıcak savaşın başlamasıyla birlikte dolaylı imacılar, kıvırtanlar, ikbal ve menfaat üzerinden bir tarafa yamanmaya çalışanlar, kışkırtıcılar, üçüncü yolcular, herkesi kucaklayalım’cılar, ılıman olmak adına vicdanını örtenler, şunlar bunlar herkes hızla tarafını bulmaya ve alenileşmeye başladı.

Çünkü savaşmak için karşı karşıya cephede olmak gerekiyor. Algı operasyonlarıyla, fitne fesat ekimiyle, kışkırtma moderasyonuyla, pusu hile ve üçkağıtla elbet savaş kazanılıyor ama zafer kazanılamıyor.

***

Cephede şehit olmaya giden askerlerin, özel tim elemanlarının bıraktığı vasiyetleri, yazdıkları son mektupları okuyoruz günlerdir. Nasıl da kararlı, iradeli, net ve sade sözleri. Analizlerle, yorum ve fikir jimnastikleriyle, dedikodu ve sen ben davalarıyla örtülmemiş vicdanları.

Geçen hafta şehit düşen ve Karabük’te on binlerin cenazesini uğurladığı kıdemli çavuş Ömer Bilal Akpınar, cephe arkadaşına bana bir şey olana kadar sende kalsın dediği mektup dilden dile gönülden gönle dolaştı.

Eşi için “ben ona doyamadım ama eğer gidersem hakkını helal etsin, üzülmesin, öbür tarafta birbirimize kavuşacağız inşallah” diyordu. “Birlikte planladığımız gezilecek yerleri gezsin, benim yasımı tutmakla ömür geçirmesin” diyordu. Daha teknik maddi planlarını da sıralamıştı mektubunda. Sanki haftaya ajandasına yapılacak işlerin notunu alır gibi bir sadelikte.

Vatanı için ölmeye giden böyle binlerce evlat var on yıllardır. Küresel tüketim çılgınlığının egosunu şişiremediği, evrensellik adına tarafsızlığı putlaştıran hümanist söylemlerin değemediği yürekler kan pompalıyor canımıza.

15 Temmuz gecesi “bugün yeni Türkiye’nin ilk günü” demiştim. Ne çok bedel ödedik, ödüyoruz. Farklı sahalarda aynı gönül için (vatan) direniş mücadelesi veren herkesin hepimizin savaşı bu.

Esaret içinde ama sözümona terbiye edilmiş bir iradeyle, rehin bırakılmış bir zihinle, diplomatik terimlerin ılıklığıyla pasifize edilmiş vesayetçi bir dilde yaşamayı reddedenlerin savaşma hakkı bu. Hürriyetini ve adalet duygusunu terk etmek istemeyenlerin aynı cephede birleştiği bir direniş.

***

Ankara’da milletin meclisinde temsil edilen ve kendine yeni başkan seçen partinin yeni sorumluları Türkiye’yi yönetmeye aday olduklarını söylemiş. Onları yeterince ‘Kürt’ bulmayarak eleştiren parti tabanının itirazlarına bakakaldım. Herkes birbirinin kökeni üzerinden siyaset yapmaya başlamış çoktan.

“Türkiye’nin bütün halklarını kucaklıyoruz” söylemi eğer halkları ısrarla köken veya mezhep üzerinden tanımlamaya devam ederseniz, bir süre sonra sizin de vicdanınızı kelleciliğe rehin bırakır, defalarca tecrübe ettik!

Türkiye’nin durduk yere Afrin’e saldırdığını ima ederek oradaki sivil halkı katlettiğini söyleyen ve oradaki halkın kendini savunma hakkını savunan da işte Meclis'te temsil edilen bu partinin elemanları.

35 yıldır terörle hem tarlada hem ovada, hem sokak ortasında hem sınır ötesinde mücadele eden ve baş eğmediği için küresel güçlerin hedef sahası olarak kodlanan Türkiye’nin (Türkü ve Kürdüyle vs) gözü yaşlı vatandaşlarını nasıl yönetecekler?

Hem Güneydoğu’da hem sınır ötesinde canlı kalkan olarak kullanılan Kürtleri vurmamak için pusuda şehit düşen gençlerin ailelerini ya nasıl yönetecekler? Teröristin direniş hakkını savunarak mı? Saldırganların kökeniyle mağduriyet yaparak mı?

***

Yurdun birçok bölgesinden gelerek Kilis ve Hatay sınırından geçip Afrin kırsalında oluşturulan toplanma merkezinde jandarma ve polisin Özel Harekat timleri cepheye gitmeden (Türkü, Kürdü vs) bir araya gelmişler. “Bu vatan için ölmek bu bayrak için ölmek şeref verir bize” diyerek ant içmişler. Taraflarını ikrar etmişler. Artık onlara kanat geren güçler ile teröristlere kanat geren güçler alenileşti:

“Vallahi var bize kanat gerenler, bizimleydi! Gönül gözü görenler, evliyalar, enbiyalar, erenler, bizimleydi... Ne kadar savaşsak bitmez yolumuz, gövdemiz hür lakin esir kolumuz. Tepeden tırnağa Anadolu bizimleydi... Kırklar ve yediler açtı kucağı, alevlendi her gün iman ocağı. Resul-i Ekrem’in tevhid sancağı bizimleydi... Dilde ve gönülde varoldukça Kuran, olmaz Türk yurdu viran...”

Barış yanlısı bildiri yazmaya kalem yeterli olur. Ama küresel sermayenin desteğiyle üzerimize gelen örgütlerin saldırmamasına, barış masasını devirmemesine kalem ikna edemedi onları. Mücadele etmeden üzerimize gelmelerini mi seyredecektik?

Buyrun, savaşın acı gerçeğiyle yüzleşmeye. Yüz yıl önce kaldığımız yerdeyiz. Bir kez daha cepheler aleni işte. Afrin’e savaşmaya gidenlerin “bizimleydi” yeminini daha işitirken hamaset görüp toplumu hizaya getirme analizleri yapanlar şuraya! Yüreğinde kıvılcımla, sade bir vasiyet bırakarak ‘bir’ olmaya koşanlar buraya!

SON DAKİKA

#title#

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.

Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz. Beni Haberdar Et